Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Güncel Spor Dünya Eğitim Sağlık Kultur-Sanat
Diyarbakır’da 1 ton 720 kilo uyuşturucu ele geçirildi
Diyarbakır’da 1 ton 720 kilo uyuşturucu ele geçirildi
Pençe Harekatı alanında 1 asker şehit oldu
Pençe Harekatı alanında 1 asker şehit oldu
Bakan Koca, korona virüse karşı tedbir çağırısında bulundu!
Bakan Koca, korona virüse karşı tedbir çağırısında bulundu!
Bakan Soylu'dan iki önemli açıklama!
Bakan Soylu'dan iki önemli açıklama!
Kırmızı kategoride aranan terörist öldürüldü
Kırmızı kategoride aranan terörist öldürüldü

Ayşe Konakcı

ZİMEM DEFTERİ !
7 Aralık 2019 Cumartesi

“Konya’nın göbeğinde bir bakkal...

Mahallede öyle yoksul insanlar var ki

Bakkal Mehmet abi,

Küçük poşetlerde bir yemeklik sıvı yağ;

Bir avuç toz deterjan;

Kaşıkla salça satıyor (çoğu veresiye).

Biliyorum, gözünle görmesen inanmazsın.

Ama ben yine de duy istedim."

Yüreğim sızlıyor.

Günlük hayatta da tanıdığım bu paylaşımı yapan öğretmen kardeşimize mesaj yazıyorum:

“Bu bakkal nerede, biz nasıl yardımcı olabiliriz?"

Cevap:

“As. Ayşe abla, sağ olun.

Galiba bu bakkallardan çok var ama bugün öğrendiğim bir tanesiydi. Karatay Rehberlik Araştırma Merkezinin (RAM) hemen karşısında. Şems Tebrizi Mahallesi."

İş yerimin de olduğu mahalle.

Daha bir içimin sızısı artıyor.

“En kısa zamanda gidip göreceğim, çok üzücü." diye cevap yazıyorum.

Bir zamanlar Konya'nın köklü ailelerinin yaşadığı bir mahalle burası.

Bahçeli, cumbalı kerpiç evlerden 50-60 yıl önce çirkin apartmanlara evrilmiş.

Kadim şehrin kalbinde.

Ve  sakinlerinin çoğunun çoktan terk ettiği bir semt.

Bağrında ruhumun şifası Şems-i Tebrizi türbe ve camisi.

Bakımsız apartmanlarda bir yerlere gidecek gücü olmayan, az sayıda kalmış eski sakinleri yaşıyor.

Geri kalanını Konyalı’nın Doğanlar diye tabir ettiği Roman vatandaşlarımız ve Suriyeli muhacirler doldurmuş.

Bir öğleden sonra için program yapıyorum.

İlk önce oralarda oturan Suriyeli Emine ablamızın kapısın çalar bir kahvesini içer, sonra da bu bakkalı ararım diyorum.

Ara sokaklarda araya araya bir defa gittiğim dışarıdan iç karartan içi ayrı bir karartan Emine ablamın  apartmanını buluyorum.

Her daim açık demir kapı, mozaik zeminler, dar merdivenler, merdiven boşluğuna bakan camları kırık pencereler, çalmayan ziller, yanmayan lambalar.

Neyse ki yerler temiz, birileri süpürüyor belli.

Maalesef Emine abla yok.

Elim boş dönüyorum.

Sokağın bitiminde 3 kız çocuğu bir apartmanın girişinde oturmuşlar.

Biri elindeki meyve suyu kutusunu yere atıyor.

Yanlarına gidiyorum gülümseyerek

“Bunu al yerden evinizde ki çöpe at, ya da sokakta ki çöp kutusuna atıver" diyorum.

Bana anlamaz gözlerle bakıyor.

Bu sefer beden dilini de katıp tekrarlıyorum.

Yanında ki diğer kız çocuğu "Ben anladım" diyor ve fırlayıp hemen yerdeki çöpü alıyor.

Etrafa bakınıyoruz çöp kutusu nerede diye, çocuklar da benimle geliyor ve diğer sokağın ucunda görüyorum bir tane.

İşaret ediyorum.

Başlarını sallıyorlar ve karşı köşede atılmış çöpleri de toplayıp koşarak gidip topladıklarını çöpe atıp geri geliyorlar.

Emine ablaya kısmet olmayan kurabiye kutusu  Suriyeli bu güzel yüzlü çocukların nasibi oluyor.

İçimde "Allah'ım bu gurbet kuşlarını ve tüm çocuklarımız koru." diye dua ederek yola revan oluyorum.

Orası mıdır bilmem,  tarif edilen yerde bir bakkal çıkıyor karşıma.

İçeri girdiğimde bir orta yaşlı bey ile yanında oğlu olduğunu düşündüğüm bir genç karşılıyor beni.

Ben meramımı anlatmaya çalışırken bir teyze giriyor içeriye.

Kıyafeti  ve yüz ifadesi halini arz ediyor, kelimelere hacet yok.

“Kaç lira borcum?" diyor.

Veresiye defterini çıkarıyor bakkal ve cevap veriyor

"42 lira."

Elinde ki 20 lirayı uzatıyor mahcup bir gülümseme ile

“Borcumdan düş."

“Bir de süt alacaktım, bir viyol da yumurta. Ne kadar tuttu?"

Bakkal "Süt 7.5, yumurta 12.5, toplam 20 TL" diye cevap veriyor.

“Desene bizim borç yine 40 lira oldu."

Kucağında sütü ve yumurtası, yüzünde mahçup gülümsemesi  çıkıp gidiyor.

“Gerçekten bir kaşık salça, bir yemeklik yağ alanlar olduğu doğru mu?"

“Doğru"  diyor bakkal.

“Şu ilerde oturan günlük kağıt toplayarak geçinen 5-10 müşterim var, onlar alıyorlar."

“Peki veresiye defterinde çok borçlu var mı?

En fazla borcu olan iki müşterinizin hesabı nedir?"

“Biri 200 küsur, diğeri 300 küsur lira.”

Gözleri dalıyor uzaklara!

“Biliyorsunuz buraları yıkıyorlar.

Kaç defa satıp gitmek istedim.

Ama her nedense son anda bozuldu iş.

Eşini kaybetmiş yaşlı teyzelerimiz var.

Satacağımı duyunca "Bizleri kime bırakıp da gideceksin." diye ağlayıveriyorlar.

“Peki "diyorum "Bu ağlayan teyzelerden en çok ihtiyaç sahibi olanın borcuna bir bakar mısınız?"

“90 küsur lira ."

“Tamam " diyorum, "Onun ve biraz önce ki teyzenin borcunu silin."

“Kusura bakmayın" diyorum mahcubiyetle "Keşke şu an yanımda daha fazla olsaydı da daha çok insanın borcunu karşılayabilseydim…"

“Olsun " diyor

“Yeri gelir insan 5000 lira da verir, yeri gelir 5 lira da. Ve yeri gelir o 5 lira 5000 liradan daha değerlidir."

“Keşke " diyor

“Bu ülkenin her bir insanı böyle, bir fakirin hesabını kapatsa, bu memlekette fakir-fukara kalmazdı."

“Kapınıza duası kabul olanlar gelsin her daim ve o dualar hürmetine iki cihanınız mamur olsun." diyor oradan ayrılıyorum.

Yolda giderken Avrupa’da geçen çocukluğum aklıma geliyor ve oralarda  yaşadıklarım.

Sadece 3 cent eksik diye 100 euroluk  alış-veriş sepetini boşalttıranların medeniyeti ile ;

Pazartesi sabahı bindiğim dolmuşta cüzdanımda verecek para bulamayınca mahçup;

"Kusura bakmayın şoför bey hafta sonu evde cüzdanı boşaltmışlar. Bir daha ki bindiğimde şoför arkadaşınıza iki ücret tevdi etsem " dediğimde

"Ne demek abla canın sağ olsun." diyenlerin medeniyetini düşünüyorum.

Ve sabah şehrin meydanında onca ayaza rağmen elinde ekmek ufaklarını güvercinlere serpen teyze geliyor aklıma.

Belediyenin Şefkat Evleri’nde kaldığını ve sabah namazından sonra sokak sokak dolaşıp çöp kutularının yanına asılan bayat ekmek poşetlerini topladığını söyleyen teyze…

“Çöpe atılan o ekmekleri eve getirip ellerimle ufalıyorum.  Sonra da gelip bu güvercinlere serpiyorum." diyen kendisi de fakir teyze.

“Bu ülke"diyorum

“Bu ülke iyilikler ülkesi, cömertlerin, ikram sevenlerin ülkesi."

En büyük şansızlığı bu ülkenin ve şu dünyamızın:

“Kötülerin gücü ve kötülüklerinin sesi o kadar yüksek perdeden çıkıyor ki."

Bir damla temiz su bir bardak necis pis suya katıldığında hiç bir şeyi değiştiremez iken;

Bir damla necis su ise temiz su ile dolu koca bardağın tüm berraklığını, iyiliğini, temizliğini hükümsüz kılıyor.

Bir zamanlar insanına, çevresine, kurduna-kuşuna iyilik için 26.000’den fazla vakıf kurmuş,

Kervansaraylar, Sadaka taşları, Mola taşları, Zimem defteri gibi nice güzellikler üretmiş bir koca Türk-İslam medeniyeti.

Batı’ya, kapitalizmin çarklarına yüzümüzü dönüp;

“Veresiyemiz yoktur. Lütfen teklif etmeyiniz!"e evrilmiş olsak ta;

Yüreklerimizde, sokaklarımızda, soframızda, soluk aldığımız havamızda, iyilik her yerde devam ediyor, inanın.

Sayıları azalsa da nice iyi yürekli bakkallarımız var hala mahallelerimizde. Veresiye (zimem) defterleri ile bekleyen.

Zamana inat bir damla iyilik olma derdinde.

Haydi gelin hep beraber o damlalardan biri olmaya.

Kötülüğün gücüne rağmen...

Ve o kadar çok çoğalalım, o kadar çok ki!

Sonun da çokluğumuz kötüyü ve kötülükleri hükümsüz kılsın.

 

Diş Hekimi Ayşe Konakcı

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 2 yorum var, 2 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
ayşe konakcı 10 Aralık 2019 Salı  10:20

Merhaba Selma hanım çok haklısınız,dinimiz göşteriş için yapılan iyiliğin Allah katında zayi olacağını söyler.Bu yaşadıklarımı ,gördüklerimi,duyduklarımı insanlara aktarmada ki niyetim "Ay ne kadar iyi bir insan ." demeleri için değil ,çünkü öyle bir derdim hiç olmadı,olmasına da ihtiyacım yok.Burda ki amacım sürekli şikayet eden insanlarımıza sahip olduklarını hatırlatabilmek,belki bir garibanın yarasına bir insanımız merhem olur.Yani farkındalık oluşturmak derdimiz.Ameller niyetlere göredir.Selam ve saygılar.

Yorumu oyla      0      0  
Selma Turan 8 Aralık 2019 Pazar  21:24

Sayın Ayşe Hanım dinimiz ve geleneklerimiz yapılan yardımların gizli yapılması gerektiğini belirtir. Siz köşenizde yazmışsınız

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Mehmet Şimşek
Mehmet Şimşek
KADINLARIMIZ (200. Bölüm)
Mustafa Çağlayan
Mustafa Çağlayan
Mesafeli Sözleşmeler
Süleyman Göksu
Süleyman Göksu
İsraf edenler
Mustafa Yolcu
Mustafa Yolcu
ADANA'DA SU BASKINI
Prof. Dr. Meryem Uysal
Prof. Dr. Meryem Uysal
RESSAM AYFER POYRAZ
Ahmet Anıl Yılmaz
Ahmet Anıl Yılmaz
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
TWITTER'DA ANADOLU TELGRAF
FACEBOOK'TA ANADOLU TELGRAF
ARŞİV
SÜPER LİG PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak 05:00   İkindi 16:13
Güneş 06:36   Akşam 18:47
Öğle 12:51   Yatsı 20:11
Nöbetçi Eczneler
Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Güncel Spor Dünya Eğitim Sağlık Kultur-Sanat
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri